Son zamanlarda bulunduğum mekanlar neticesinde falan oldukça film izleme moduna girdim. Her güne 1 film gibi bir durum içerisindeyim. Hal böyle olunca da izlediğim, beğendiğim filmleri önereyim, belki siz de izlersiniz dedim. :) Hem sahura kadar oturanlar olduğunu bildiğimden belki zamanlarını film izleyerek geçirmek isteyenler de olabilir hani... :)
Filmlerin hiçbiri için konu yazmayacağım, ben genelde bir filmi izlemeden önce konusunu okumam. Okumadığım zaman daha adapte oluyorum ve film daha zevkli geliyor. Her anını, her dakikasını ayrı ayrı özümsüyorum. :P Yine de "konusunu bilmeden film izlemem ben!" diyen olursa diye konusuna bakabileceğiniz linkleri de ekleyeceğim. :)
İlk önerim Ender's Game! 2013 yapımı harika bir bilim-kurgu! Türkçe adı Uzay Oyunları. Strateji, hırs, kazanma azmi, zeka, aksiyon, fantastik... Hepsi filmde mevcut ve görsel efektler hiç komik gelmiyor. Ben oldukça gerçekçi hissettim (Film 2070 yılında geçiyor ama bence 2070 yılında teknoloji bu kadar çok gelişmemiş olacak.) Konunun bazı yerleri hafiften saçma gelebilir ama o kadarcık olur yani. :) Sıkılmadan izlediğimi söyleyebilirim. Puanı bol olan bir insan olarak (sınav kağıdı okurken de bol kepçe verenlerdenim. :P) 5 üzerinden 5 puan alır benden! :)) - Film hakkında detaylı bilgi için: "TIK TIK"
2.önerim The Host. Türkçe ismiyle Göçebe. 2013 yapımı bir film. Bilim kurgu, aşk, dram, duygusallık, aksiyon... Her birinden birer parça mevcut. Olaya uzaylılar da karışıyor. Bu yönüyle fantastik. Bazı görsel efektler olmamış, yani komik gelebiliyor. Ama detaylara çok fazla inmeden, olayı bir bütün olarak ele alırsanız gerçekten beğeneceğinizi düşünüyorum. Ayrıca şöyle notlar düşmem lazım: Başroldeki kızı pek sevemedim, yani tip falan olarak... :) Filmin sonlarına doğru da sarışın bir bacımızın mutluluktan ağlayışı var ki, gerçekten çok başarılı! Zaten filmi daha çok aşk- duygusal sahneler üste taşımış. (puan olarak) Buna da 5 üstünden 5 veririm. :) Film hakkında daha fazla detay için: TIK TIK
3.önerim Elysium. Yine 2013 yapımı. Geçenlerde "Flight Plan" isimli filmi izlemiştim, yakın arayla bu filmi de izleyince şunu anladım ki Jodie Foster'ın oyunculuğuna diyecek laf bulamıyorum. Gerçekten karakterine mükemmel şekilde bürünüyor. Matt Damon da tabii ki oldukça iyi isimlerden biri. Bu filmimiz de bilim kurgu. :) Aksiyonu mevcut. Diğer 2 filmden ayrılan özelliği ise bunda uzaylılar yok. :) Bu sebeple daha gerçekçi. 2154 yılında geçiyor, o zamanda gerçekten böyle şeyler olur mu acaba diye düşündürüyor insanı. Bu sebeple bilim-kurgu sevmeyen bizim evdekilere zorla izlettireceğim bu filmi. Biraz da onlar düşünsün. :) Puanım 5 üzerinden 4 olur, çünkü olacakları tahmin ettim. :)) Detaylı bilgi için TIK TIK
Son filmimiz ile After Earth. Yine 2013 yapımı. Türkçe adı Dünya: Yeni Bir Başlangıç. Aksiyon, daha çok macera, bilim-kurgu ve fantastik ağırlıklı. Yine uzaylılardan nasibini almış bir film. Görsel efektlerin bazıları oldukça komik geldi. Yukarıda bahsettiğim filmlere göre benim gözümde daha aşağıda kaldı. Yine de vakit geçirmek için izlenebilir. Puanım 5 üzerinden 3 olur. :) Detaylı bilgi isterseniz: TIK TIK
Böylece hepsi de bilim-kurgu kategorisinde olan 4 filmden bahsetmiş oldum. Aynı tür filmlerin bir araya toplanmış olması da hoş oldu bence. :)
Yeni film önermelerinde görüşmek üzere,
İyi iftarlar, hayırlı ramazanlar...
Sevgiyle kalın.
-3k-
bilim kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilim kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film Önerme / Önermeme
Gönderen
3k
zaman:
21:28
29 Haziran 2014 Pazar
Iron Sky (2012)
Gönderen
3k
zaman:
12:48
11 Mayıs 2013 Cumartesi
Son zamanlarda izlediğim en kötü filmdi sanırım. Beni oldukça büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Filmi bitirebilmek için resmen debelendim. Yarım bırakmak, ortasında kesmek de istemedim. Belki bundan sonra saçmalanmaz, belki bundan sonra birşeyler olur diye umdum, ama aradığımı istediğimi bulamadım. :(
Yönetmenden mi yoksa direkt oyunculardan mı kaynaklanır böyle şeyler pek bir fikrim yok ama oynayanların hareketleri o kadar yapmacık ki, hiç profesyonel değil. İzlerken bir noktadan sonra eziyet gibi bile gelebiliyor.
Konu oldukça saçma. Filmleri özetlerini okumadan izlemenin dezavantajlarından biri de işte bu. Film hakkında bir fikriniz olmayınca, saçmalığını izlerken farkına varabiliyorsunuz ancak.
Film IMDB de 6.0 puan almış sanırım!? Bunu da görünce oha yani nasıl bu kadar puan alabilmiş diyip şaşırıp kaldım. Ayrıca 2 ödül ve 2 adaylığı da varmış. E yuh buna nasıl ödül verdiniz arkadaş diye sorgulamak istiyorum insanları. :)
Benden ancak afiş tasarımı geçer not alabilir sanırım. Zaten izlemek için de ona kandım! :)
Turkcealtyazi.org sitesinde yer alan özeti şu şekilde verilmiş:
"İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde, Nazi’ler çok gizli bir uzay programı sayesinde ayın karanlık yüzüne kaçarak yok edilmekten kurtulmuştur. Büyük bir gizlilik içinde yaşadıkları yetmiş yıl süresince dev bir uzay gemisi filosuyla donatılmış muazzam bir uzay istasyonu kurmayı başarmışlardır. Ancak, Amerikalı astronot James Washington aya iniş yaparken ufak bir aksilik sonucu yanlışlıkla bu sırrı ortaya çıkarır. Bunun üzerine, Udo Kier’in canlandırdığı ‘Ay Führeri’ dünyayı geri alma zamanının geldiğine karar verir. Acaba bu sadece Amerika’da sürmekte olan başkanlık seçimleri için düzenlenen kampanyaların bir parçası mıdır? Daha şimdiden kült statüsüne ulaşmış olan Demir Gökyüzü muazzam set tasarımları, incelikli hicvi ve huysuz karakterleriyle dikkat çekiyor. Laibach’ın müthiş müzikleri de cabası. "
Hiç kusura bakmasınlar ama burada dedikleri müthiş müzikler ve muazzam set tasarımları nedense bana hiç müthiş ve muazzam gelmedi. 2012 yapımı olduğuna inanasım da gelmedi. Bilim-kurgudan daha çok komedi ağırlıklı yapmaya çalışmışlar ama olmamış, olmamış yani. :)
Benim fikrim filmi izlemenin vakit kaybı olduğundan yana. Yine de izlemek isterseniz iyi seyirler. :)
Sevgiyle kalın.
Yönetmenden mi yoksa direkt oyunculardan mı kaynaklanır böyle şeyler pek bir fikrim yok ama oynayanların hareketleri o kadar yapmacık ki, hiç profesyonel değil. İzlerken bir noktadan sonra eziyet gibi bile gelebiliyor.
Konu oldukça saçma. Filmleri özetlerini okumadan izlemenin dezavantajlarından biri de işte bu. Film hakkında bir fikriniz olmayınca, saçmalığını izlerken farkına varabiliyorsunuz ancak.
Film IMDB de 6.0 puan almış sanırım!? Bunu da görünce oha yani nasıl bu kadar puan alabilmiş diyip şaşırıp kaldım. Ayrıca 2 ödül ve 2 adaylığı da varmış. E yuh buna nasıl ödül verdiniz arkadaş diye sorgulamak istiyorum insanları. :)
Benden ancak afiş tasarımı geçer not alabilir sanırım. Zaten izlemek için de ona kandım! :)
Turkcealtyazi.org sitesinde yer alan özeti şu şekilde verilmiş:
"İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde, Nazi’ler çok gizli bir uzay programı sayesinde ayın karanlık yüzüne kaçarak yok edilmekten kurtulmuştur. Büyük bir gizlilik içinde yaşadıkları yetmiş yıl süresince dev bir uzay gemisi filosuyla donatılmış muazzam bir uzay istasyonu kurmayı başarmışlardır. Ancak, Amerikalı astronot James Washington aya iniş yaparken ufak bir aksilik sonucu yanlışlıkla bu sırrı ortaya çıkarır. Bunun üzerine, Udo Kier’in canlandırdığı ‘Ay Führeri’ dünyayı geri alma zamanının geldiğine karar verir. Acaba bu sadece Amerika’da sürmekte olan başkanlık seçimleri için düzenlenen kampanyaların bir parçası mıdır? Daha şimdiden kült statüsüne ulaşmış olan Demir Gökyüzü muazzam set tasarımları, incelikli hicvi ve huysuz karakterleriyle dikkat çekiyor. Laibach’ın müthiş müzikleri de cabası. "
Hiç kusura bakmasınlar ama burada dedikleri müthiş müzikler ve muazzam set tasarımları nedense bana hiç müthiş ve muazzam gelmedi. 2012 yapımı olduğuna inanasım da gelmedi. Bilim-kurgudan daha çok komedi ağırlıklı yapmaya çalışmışlar ama olmamış, olmamış yani. :)
Benim fikrim filmi izlemenin vakit kaybı olduğundan yana. Yine de izlemek isterseniz iyi seyirler. :)
Sevgiyle kalın.
Etiketler:
2012 filmleri,
bilim kurgu,
Demir Gökyüzü,
Iron Sky,
komedi,
nazi filmi,
uzay filmleri
0
yorum
Prometheus (2012)
Gönderen
3k
zaman:
18:55
6 Mayıs 2013 Pazartesi
Alien ve Gladiator filmlerinin yönetmeninden!
Bu sefer izlediğim film bilim-kurgu türündeydi. İzlediğim diğer filmlere göre gerek efektleri gerekse gerçekçiliği bir nebze daha üstteydi. Ancak yine böyle "alien" tarzı düşünülen karakterler falan biraz yapay kalmadı değil. Sanırım gerçekten böyle karakterleri görüp duymadığımız için bunlar bize yapay geliyor; ya da aklımızın alabileceği ve inanabileceğimiz şekilde yapamadıklarından. Henüz bu ikilemi çözemedim. :)
Charlize Theron yine güzelliğiyle bir artı katmış bence filme. Filmdeki karakterini her ne kadar pek sevemesem de güzel kadın, çekici kadın, alımlı kadın. :) Bence filmde o da rol alıyor diye izleyen sayısında artış olmuştur. :)
Filmin bilim-kurgu türü yanı sıra düşündüren bir yanı da bulunuyor bence. Biz nereden geldik, bizi kim yarattı, neden yarattı ya da hayatımızın amacı ne gibi sorulara da cevap aranıyor film boyunca. Felsefeseverler için de bir alternatif olabilir belki bu haliyle.
Konusu şu şekilde diyebilirim ki: Yukarıdaki fikir kapsamında, yaratıcı aranması için yapılan yolculukta bilim adamlarının yaşadıkları macera ve belki de işte doğaüstü olaylar. Bakalım sonucunda yaratıcıyı bulabilecekler mi?
Filmin sonucu öyle bir bitiyor ki sanki 2.film hem çekilecek hem de çekilmeyecek gibi. Ben bile acaba çekilecek mi diye kararsız kaldım ama eğer 2.film çekilirse bunun kadar ilgi çekici olabilir mi o da ayrı bir merak konusu tabi. :)
Sevgiyle kalın.
Etiketler:
bilim kurgu,
fantastik film,
film eleştirisi,
film özeti,
prometheus
0
yorum
Klon
Gönderen
3k
zaman:
19:38
17 Temmuz 2012 Salı
Öncelikle gene kitabın arka kapağında yazan yazı ile başlamak istiyorum:
"Klonlama uzmanı Doktor Davis Moore'un on yedi yaşındaki kızı tecavüze uğrayıp acımasızca öldürülür. Olay hakkında soruşturma açılır; ancak bir sonuca varılmaz. Aylar sonra Moore kızının eşyalarını polisten geri alır ve bunların arasında kazayla tutulmuş, içinde katilin DNA'sı bulunan küçük bir şişeye rastlar. İşte o an Moore'un beynine korkunç bir düşünce saplanır: Belki kızını değil ama onu öldüren adamı klonlama olanağına sahiptir. Peki kızının katilinin gözlerinin içine bakmaya ne kadar dayanabilecektir?"
Arka kapaktaki bu yazıyı daha önceden okumasaydım, kitabı anlamakta şimdiye göre bayaa bir zorluk çekicek ve belki de kitabın ortalarına doğru da net olarak kavrayamamış olacaktım.
Kitabın başında konuya giriş yaparken biraz zorlandım. Geçici olduğunu düşünmüştüm ama bölümler arası geçişler de bana göre biraz sorunluydu. Bir bölümden diğerine geçtiğinde, e ne oldu şimdi, aradan kaç yıl geçmiş, şu an okuduğum bölüm kime göre anlatılıyor diye düşünmekten adapte olma sorunu yaşadım. Zamanla alıştım tabi bu duruma ama yine de tam olarak iyi diyemiyorum bölüm bağlantılarına.
Bir başka diyeceğim, New York Post'un kitap için yapmış olduğu "Bilimsel kibir, intikam ve tüm biçimleriyle aşırıcılık hakkında ders verir nitelikte bir hikaye." yorumuna %100 katıldığım olur. İntikam insanın gözünü ne kadar köreltebilir, kibir sizi ne hallere sokabilir, her şeyin çoğu zarardır lafı ne kadar doğru olabilir gibi sorulara kitap içinde oldukça yer verilmiş.
Kitabın en başında katilin kim olduğunu tahmin ettim ve bütün kitap boyunca da zaten öyle gitti. O yüzden de kitap boyunca pek fazla şaşırdığım bir şey olmadı. Ha sonunda çarpıcı bişey bekledim, hani oha falan dedirticek bişiler olucak diye bekledim. Evet, kitabın sonunda bir şey oldu ama öyle aaa hadi yaa, yuh, vay anasını falan diyebileceğim nitelikte olmadı.
Yazarın anlatımı bana biraz zoraki gibi geldi. Bazı yerlerde konu dışında o kadar çok detay verilmiş ki, sanki yazar kitabı uzatmak için bu kadar çok şey yazmış gibi hissettim. Ha okunmayacak kadar kötü bir kitap değil ama okuduğum en iyi kitaplardan da biri değildi. Tamam kabul çerez bir kitap değil, çok ağır bir kitap da değil ama ne biliyim ben aradığımı bulamadım.
Etiketler:
bilim kurgu,
Fantastik,
kevin guilfoile,
Kitap Eleştirileri,
kitap yorumları,
klon,
koridor yayınları
0
yorum
Ateşi Yakalamak
Gönderen
3k
zaman:
20:22
30 Haziran 2012 Cumartesi
Ateşi Yakalamak...Açlık Oyunları Serisi 2.Kitap.
"New York Times BestSeller
USA Today BestSeller
Horn Book Fanfare Yılın Kitabı
Publishers Weekly Yılın En İyi Kitabı
Booklist Editörlerin Seçimi
New York Times Book Review Editörlerin Seçimi
New York Times Yılın Unutulmaz Kitabı
Kirkus Yılın En İyi Kitabı"
Aslında fazla söze gerek yok, bu kadar ödülden sonra insan ne diyebilir ki bu seri için?
Kitaba hayran kalmamak elde değil. Öyle bir yazılmış ki kitabı resmen elimden bırakamadım. Çok ciddiyim, bazı yerlerde, gerilimden, heyecandan tüylerim diken diken oldu. Kimi yerde ben bile sinirlendim, öfkelendim. Kimi yerde "Hassss...." dedim, kimi yerde gözlerim doldu. Kitabı resmen yaşadım. Başka bir şey diyemiyorum ama : Nutkum tutuldu! Kısa, öz ve net.
Bir çok kişi ilk kitabı daha çok beğenmiş, ama ben çoğunluğun aksine bu kitabı daha çok sevdim.
Konusuna gelince, konuya hiç girmek istemiyorum aslında, çünkü okuyacak olanlar için sürprizi bozmak istemiyorum. Ama emin olun ki okuduğunuz zaman benim gibi, sanki olayları siz yaşıyormuşcasına etkileneceksiniz. "Açlık oyunlarına devam" diyorum başka da bir şey demiyorum.
Kitabın arkasında yazan yorumlara da %100 katıldığımı belirtmek zorundayım. Adamlar haklı! Gerçekten "zekice kurgulanmış ve çok akıcı bir kitap". Gerçekten "bilimkurgu, heyecan, gerilim ve aşkın muhteşem bir karışımı".
Ne diyim ki, alın, okuyun, yaşayın.
Açlık Oyunları
Gönderen
3k
zaman:
15:11
28 Haziran 2012 Perşembe
Açlık Oyunları... New York Times BestSeller...
Çok beğendim, bayıldım, öldüm bittim, eridim gittim, yaladım yuttum, bir buçuk günde bitirdim.
Gerçekten çok güzeldi. Ben normalde ya fantastik ya da bilim kurgu kitaplarını severim, bu kitap tam olarak iki gruba da girmese de çok çok güzeldi.
Aksiyon, zeka, aşk, az buçuk bilim kurgu... Suzanne Collins bunların hepsini tadında kullanarak çok iyi bir kitap çıkarmış ortaya.
Az çok konusundan bahsetmek gerekirse: 24 kişi, bir ölüm-kalım oyunu, sonuçta bir kazanan olacak. Kazanan her şeyi alır, kaybeden ölür. Çok fazla detaya girmeden böyle bir açıklama yeticek sanırım. Ben aslında çok da fazla anlatmak istemiyorum konusunu, bana sorarsanız alın okuyun.
Malum zaten baya bir sükse yapmış olan bir eser. En son filmi falan da çıktıydı da baya bir izlenmiş, konuşulmuştu. O zamandan beri okumak istiyordum ama anca fırsat bulabildim. Şimdi diyorum ki keşke daha önce okuma fırsatım olsaymış, o kadar sevdim. En yakın zamanda da filmini izleyeceğim ( torrente attım, bekliyorum.) bakalım, umarım kitaptan çok kopmamış, kafalarına göre ekleme çıkarma yapmamışlardır.
Şimdi ise hemen serinin 2.kitabına başlıyorum. Amacım onu da en yakın zamanda bitirmek. :))
Zaman Çarkı
Gönderen
3k
zaman:
23:14
24 Mart 2012 Cumartesi
"Sil Baştan'ın Yazarından" sloganı ile sükse yapmış ( yapmaya çalışmış ) kitap.
Kitabın kapağını elime alınca, ölümsüzlük ceza mı ödül mü temalı , çekici ve çarpıcı başlığını okuyup, aha bunda güzel bişeyler yazıyodur, kurgusu değişiktir , acaba sonunda ne olur gibi düşüncelere dalıp okumaya başladığım ama maalesef aradığımı bulamadığım bir kitap. Bir kere kitap içinde geçen isimleri kafamda tutmakta çok zorlandım. Fransızca ( sanırım ) ağırlıklı, uzun uzun isimler.. Sürekli ulan bu kimdi ya diyip kitabın sayfalarını çevirdim. Bilmemne kralı ölünce , yerine bilmemne oğlu gelicek de derken bilmemne kraliçesi, bilmemne rahibesi çocukları büyütücek de.. Kısacası kitabın başlarında, kitaba adapte olmak da çok zorlandım.
Sonra, daha önce okuduğum bir çok kitapta yaşadığım, ulan şimdi nolucak ya uykum da geldi ama kitabı bırakmak istemiyorum, şu bölümü de okuyım, ondan sonra yatarım olayını bu kitabı okurken hiç yaşayamadım. Evet okudum, ama heyecansız bir şekilde, zaman öldürmek adına.
Kitap boyunca, ölümsüz olan kadın , sürekli çevresinde sevdiği insanların ölümlerine tanık oluyo ve hiç yaşlanmadığı için de sürekli yer değiştirmek zorunda kalıyo. Kitabın seyri tamamen böyle. Ve bu nedense çok itti, çok sıktı. Beklediğim gibi bir ilginçlik hiç olmadı. Sürekli monoton bir seyir çizmiş yazar.
Kitabı okurken hep bir ümit, sonunda iyi birşeyler olucak, etkileyici bir son olucak, yok artık falan dicem diye bekledim ama nafile. Bana göre tamamen fos bir son oldu. Bu muydu yani sonu, diye kalakaldım. Okunası bir kitap, zaman geçirmek için okunabilir bir kitap ama büyük beklentileri olanlar için de hayal kırıklığına sebebiyet olacak bir kitap.
Zebani
Gönderen
3k
zaman:
23:43
19 Mart 2012 Pazartesi
New York Times BestSeller yine her zamanki gibi. Okuduğum diğer kitaplardan oldukça farklı bir yapısı vardı. Hem konu olarak hem de konunun gidişatı olarak. Okuması kolay ama anlatması zor olan bir kitap.
Kapağına bakınca,melek kanatları vs. görüp aha işte gene melekler var,fantastik kitap,kesin zebani bir şeyler yapıyodur,birine,bir insana falan aşık oluyodur ya da dünyaya geliyodur falan diye düşündüren ama bu düşünceden sadece fantastik(!) olabileceği kısmının doğru olduğu kitap.
Bi kere en başta söylemem gereken şey kitabın ön kapağına +18 uyarısı koymalı. Çünkü,bazı kısımlar gerçekten bu nitelikte. Yazarın eskiden yaptığı işini anlatması olsun,başına gelenlerden sonra yaşadığı bazı şeyler olsun,bunlar çocuklara (!) uygun değil. Tabi çocuktan çocuğa fark vardır,orası ayrı.
Kitapta adam bir kaza geçiriyor ve kazada yanıyor. Tanınmaz hale geliyor az buçuk. Hastanede kaldığı sürece,şizofren tanısı konmuş bir kadın sürekli bu adamı ziyaret ediyor ve "bu senin ilk yanışın değil,daha önce de yanmıştın" gibi esrarengiz cümleler sonrası adama hikayeler anlatıyor. Daha önce (700 yıl önce) nasıl tanıştıklarından,neler olduğundan falan bahsediyor kitap boyunca. Şizofren olduğu için kadına inanası gelmiyor tabi adamın. Ama kitabın sonunda bazı şeyler oluyor ve hem adam hem de okuyucu şaşırıyor. Nasıl yani,acaba gerçek miymiş moduna giriyorsunuz. Hatta ben kitabın sonunda, gerçek bir yaşantıdan alıntıdır falan gibi bir uyarı görmeyi bekledim ama göremedim. Hepsi tamamen yazarın hayal gücüymüş. Bu yüzden de yazarı tebrik ediyorum.
Etiketler:
Andrew Davidson,
bilim kurgu,
Fantastik,
Kitap Eleştirileri,
kitap yorumları,
Martı Yayınları,
Zebani
0
yorum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










